
2000’li yılların henüz başındayken ve henüz dijital fotoğraf makineleri bugünkü kadar gelişmemişken Fototrek’te katıldığım bir kurs ile fotoğraf çekmenin büyüsüne kapıldım. Her yere fotoğraf makinası ile giden veya her gün fotoğraf çeken, her gün fotoğrafla ilgili bir makale okuyan biri olmasam da yoğun geçen bir çekim gününden sonra fotoğrafları yüklerken yaşadığım heyecan, aynı kareyi defalarca çekmenin coşkusu, yeni keşfettiğim bir profesyonel fotoğrafçının tüm fotoğraflarını inceleme isteği benim için bu hobiyi vazgeçilmez kılıyor.
Fotoğraf benim için bir görme biçimi, belki kimsenin görmediğini görmek çabası, belki herkesin gördüğündeki detayı yakalamanın heyecanı ve tabii ki anı yakalamanın, çekim yapılan yerlerle, kişilerle ile ilişki kurmanın bir yolu… Bu nedenle bazı fotoğraflarda, özellikle de portre çektiğimde çekim anına ait detayları yıllar sonra bile en küçük detayına kadar hatırlayabiliyor olmak bana çok büyük haz veriyor.